Ana içeriğe atla

SEVGİ ÇEŞİTLERİ




ANNE SEVGİSİ

Araştırmalara göre anne sevgisinden yoksun büyüyen kadınların bir kısmı ileride uzun süreli ve ciddi ilişkiler yaşamakta zorlansa da çocuğuna güçlü bir anne sevgisi verebiliyor. DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Dr. Klinik Psikolog Ayşe Bombacı bu durumun daha doğum öncesinde başlayan hormonal bir süreç, doğanın bir oyunu olduğunu anlatıyor.
Anne sevgisi bir çocuğun duygusal ve sosyal gelişiminin temelini oluşturuyor. Sosyal iletişim becerileri, empati kurabilme yeteneği ve hatta ileride karşı cinsle yaşanacak romantik bir ilişkinin niteliği bile bu ilişkiye göre şekilleniyor. 
Uzun sureli ve ciddi ilişkileri yaşamakta zorlanan yetişkinlerin klinik öyküsüne bakıldığında, çocukluk döneminde güvenli bir anne - çocuk bağı yaşamadıkları gözlemleniyor. Yine de daha sonraki dönemlerde yaşanan olumlu ilişkiler ve güven temelli sevgi dolu bir eş sayesinde, anne sevgisi almadan büyümüş bir çocuk, kendi yaşamamış olsa bile çocuğuna anne sevgisi verebiliyor. 
Bu durumun doğanın bir oyunu ve annelik içgüdüsünün daha bebek dünyaya gelmeden yerleşen bir duygu olduğunu anlatan DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’den Klinik Psikolog Dr. Ayşe Bombacı; 
“Dünya üzerindeki hiç bir duygu anne sevgisi kadar güçlü ve içten değildir. Bu yoğun duygu sayesinde bir anne, tüm zamanını ve enerjisini çocuğunun bakımı için vermeye hazırdır. Bir başkası için yapmayacağı birçok şeyi çocuğu için hiç düşünmeden yapar. Bebeğini besleyebilmek için uykusuz kalabilir, bir yılda ortalama 4 bin 500 defa onun altını değiştirebilir. Çocuğuyla ilgili istenmeyen bir tehlike söz konusu olduğunda hiç düşünmeden onu korumak için kendini feda edebilir. Sevgi ve bağlanma hormonu olarak bilinen Oksitosin hormonunun seviyesi hamilelikle birlikte yükselmeye başlar. Böylelikle bir anne adayı, bebeğine olan bağını henüz daha ona hamileyken güçlendirmeye başlar” dedi. 
Bağlanmada etkili olan diğer bir hormonun ise, doğum sancılarının arttığı son evrede salgılanan Endorfin hormonu olduğunu anlatan Bombacı; “Endorfin, insan bedeninin ürettiği bir ağrıkesicidir ve morfin gibi sakinleştirici etki yaparak doğumu kolaylaştırır. Çocuk dünyaya geldiğinde yaşanan sancılar bir anda unutulur; çünkü Endorfin hormonunun seviyesi doğumdan sonraki ilk saatlerde de hala yüksektir. Anne, doğum sonrası bebeğini kucağına aldığında, onunla dokunarak iletişim kurduğunda ve emzirmeye başladığında bağlanma ve sevgi hormonu olan Oksitosin yüksek seviyede salgılanmaya devam eder.
Bağlanmayla birlikte güçlenen anne sevgisi, duygusal ve fiziksel olarak yardıma muhtaç olarak dünyaya gelmiş bir bebeğin bütün ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli koşulları sağlar. Yine de bu duygu doğumdan sonra otomatik olarak gelişmez. Anne-bebek arasındaki iletişim ve bedensel temas bağlanmanın sağlanması için çok önemlidir” dedi.
Ancak yapılan araştırmaların, tek başına hormonların anne sevgisinin oluşmasın da yeterli olmadığını gösterdiğinin de altını çizen Bombacı, “60’lı yıllarda Amerika’da erken doğumla dünyaya gelmiş bebekler uzun süre yoğun bakımda tutulurdu ve haftada sadece bir kere annelerine gösterilirdi. Onlarla bedensel temas ve duygusal ilişki kuramayan annelerin, çocuklarını fiziksel olarak daha çok hırpaladıkları tespit edilmiştir. Neyse ki artık günümüzde erken doğum sonrası anne ve bebek arasında yaşanan tensel temasın, bebeğin gelişim sürecini de hızlandırdığı kabul görmüştür. Bu sayede, yeni doğan yoğun bakımında, bebeğin annenin çıplak göğsüne bırakıldığı ve prematüre bebekleri yaşama bağlayan ‘Kanguru Yöntemi’ uygulanır” dedi.
Anne sevgisini benzersiz kılan diğer bir özelliğin ise algılar olduğunu anlatan Bombacı, “Bir anne, gece uykusundayken bile bebeğinin en ufak bir kıpırtısında uyanır ve onun ihtiyacını karşılar. Annelikle birlikte algıların daha açık bir hale geldiği gerçeği, farelerle yapılan deneylerde de gösterilmiştir. Buna göre, anne olmuş farelerin labirent içinde yiyecek aramada ve bulmada daha zeki ve cesur davrandıkları saptanmıştır” dedi.







ÇOCUKLARDA SEVGİNİN ÖNEMİ


İletişim ne zaman başlar?Dünyaya merhaba diyen bir bebeğin ilk nefesi ve ilk ağlaması ile.Verdiği mesaj ise, Ben buradayım! Benimle ilgilenin! Benim ihtiyaçlarımı giderin! Ve karşılık gecikmez.Bebek annenin göğsüne yatırılır ve yaşamı boyunca unutamayacağı sıcaklığı,şefkati,anne kokusunu yüreğine yerleştirir. Evet!.. annenin bebeğine dokunması geçmişte düşünüldüğünün aksine çok önemlidir.Çünkü bebek dokunma sayesinde dünya ile ilişkide olma durumunu keşfeder ve diğer insanlarla nasıl iletişim kurulacağını öğrenir.Çocuğa sevgi gösterilmesi,ihtiyaçlarının karşılanması yada ağladığında önemsenmesi iletişimin en önemli unsuru olan özgüvenin temelini oluşturur.
 





Hayvan Sevgisi 




Yaşamın boyunca sevgiye ve güvene dair en sık işittiğin cümlelerden birini söyle” deseler, herhalde aklıma ilk gelen; “Hayvanları insanlardan daha çok seviyorum” olur. Her yaştan, her cinsten, değişik sosyo-kültürel kesimlerden farklı farklı yüzler anımsayabilirim, dudaklarından bu ve benzeri cümleler dökülen…
Türkiye’de evcil hayvan sahiplerinin sayısı, Avrupa ve ABD’ye kıyasla çok daha az olsa da, sokak hayvanlarıyla beraber yaşama alışkanlığımızı göz önünde bulundurarak, “hayatımızın her anında, her yerinde hayvanlar var” diyebiliriz.
Hayvanları evcilleştirme ve onlarla birlikte yaşama geçmişimiz ise bin yıllar öncesine dayanıyor. İsveç’teki dört bilim insanının 35 bin yıllık kurt genomu üzerine yapılan araştırma sonucunda kaleme aldığı makale (2015) köpeklerin atalarının kurtlardan genetik açıdan ayrılmaya en az 27 bin yıl önce başladığını gösteriyor.
Evcil hayvanlarla yaşamamızın nedenlerine ve onlarla kurduğumuz bağa ilişkin görüşler ise ağırlıklı olarak, “genetik mi yoksa memeti mi?” sorusuna verilen yanıta göre şekilleniyor. Örneğin, Pennsylvania Üniversitesi profesörlerinden hayvan etiği uzmanı James Serpell, evcil hayvan edinmenin evrime katkısının hala sürdüğünü düşünüyor. Serpell’a göre, insan sosyal bir tür olduğu için sürekli olarak diğerleriyle ilişki arayışında, buna evcil hayvanlar da dâhil. Sosyalleşme açısından sorunlar yaşayan kişilerin bünyelerinin hastalıklara ve enfeksiyonlara daha açık olduğunu öne süren bilim adamı, sosyalleşmenin hayati (evrimsel) boyutunu da buna bağlıyor.  


Yorumlar

Popüler Yayınlar